Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) “Türk Boğazları” ifadesinin kullanılmasına yönelik yaptığı itiraza 8 Mayıs’ta resmi bir cevap sundu. Bu isimlendirmenin 1936 Montrö Sözleşmesi ile bütünüyle uyumlu, “yerleşik ve coğrafi açıdan doğru bir ifade” olduğunu vurgulayan Türkiye, Yunanistan da dahil olmak üzere tüm BM üyesi devletleri bu terimin kullanımını tanımaya ve buna saygı duymaya davet etti.
BM Daimi Temsilciliği tarafından iletilen mektupta, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını işaret eden “Türk Boğazları” teriminin “tanımlayıcı, coğrafi olarak doğru ve Montrö Sözleşmesi’ne tam uygun” olduğu, zira her iki boğazın da tamamen Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altında ve ulusal sınırları içerisinde yer aldığı ifade edildi.
Temsilcilik açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bir coğrafi özellik tamamen bir devletin toprakları içinde yer alıyorsa, yetkili ulusal makam tarafından belirlenen resmi isimlendirme doğal olarak resmi açıklamalarda kullanılabilir.”
Montrö ve Coğrafi İsimlendirmeler
Ankara yönetimi, Atina’nın Montrö Sözleşmesi’nin kendi terminolojisinde geçen “Boğazlar” ile Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazları için kullanılan spesifik isimlerin “Türk Boğazları” ibaresini geçersiz kıldığı yönündeki hukuki savını da kesin bir dille reddetti.
Türkiye’nin karşı bildirisinde, sözleşmenin “İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan geçişi düzenleyen hukuki rejimi” tesis ettiği, ancak “bu amacın ötesinde, sözleşmenin coğrafi isimleri standartlaştırmayı hedeflemediği” aktarıldı.
Bununla birlikte Türkiye, Montrö Sözleşmesi’ni yaklaşık 90 yıllık bir süre boyunca “titizlikle ve tarafsız bir şekilde” uyguladığını hatırlattı.
Temsilcilik ayrıca, “Türk Boğazları” ibaresinin Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve NATO gibi kuruluşların metinleri de dahil olmak üzere uzun yıllardır uluslararası belgelerde istikrarlı bir şekilde kullanıldığının altını çizdi.
Yunanistan’ın İtirazının Arka Planı
Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısı Ioannis Stamatekos, 29 Nisan tarihinde deniz yollarında güvenlik ve emniyet konulu Güvenlik Konseyi oturumunda söz konusu itirazı dile getirmişti.
Stamatekos oturumda şunları kaydetti: “1936 Montrö Sözleşmesi, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nda seyrüseferi düzenleyen ve buralarda seyrüsefer serbestisini garanti altına alan tek uluslararası hukuki belgedir.”
Stamatekos, “Montrö Sözleşmesi’nin terminolojisine saygı göstermek, bu sözleşme ile güvence altına alınan serbestiyi korumayı ve teyit etmeyi amaçlamaktadır” diye ekledi.
Sözleşmedeki isimlendirmenin “Boğazlar”, spesifik olarak da “Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı” olduğunu öne süren Yunan diplomat, “‘Türk Boğazları’ teriminin kullanımının boğazlar rejimi açısından 1936 Montrö Sözleşmesi ile tutarlı olmadığını” savundu.
Ankara’nın Değerlendirmesi: “Talihsiz ve Siyasi”
Türkiye’nin Daimi Temsilciliği, Yunanistan’ın bu girişimini “talihsiz” bir adım olarak nitelendirdi. Bu müdahalenin “dikkati temel meselelerden uzaklaştırdığını” belirten temsilcilik, eylemin “tartışmanın hedeflerinden ziyade iç siyasi amaçlara” hizmet ettiğini vurguladı.
Ankara, bu ifadeyi kendi “egemenlik ve yargı yetkisi” çerçevesinde kullanmaya devam edeceğini açıkça belirterek, tüm BM üyesi devletlere söz konusu terimin meşru ve yerleşik kullanımını “tanıma ve saygı gösterme” çağrısında bulundu.





